Bazı sabahlar gökyüzü daha bulutlu olur.
O sabahlar bilincimin çevresi kuru kurşun tozlarıyla doludur. Kuru kurşun ne demektir tam bilmiyorum ama… Ağzımın içini kurutan bir griliği tekrar tekrar kusuyorum.
Bir kız var ziyarete geliyor. Bir ihtiyarı ziyarete geliyor. İhtiyar öldü ölecek bir sıska adam. Kafasında saçlar, kuru otlar gibi her yana savrulmuş, yıkılmış, kalmış…
Ben o kızla konuşmak istiyorum. Adının ne olduğunu da bilmiyorum ama konuşmak istiyorum. Adına nazlı diyesim geliyor. Neden öyle diyesim geliyor, onu da bilmiyorum, öyle diyesim geliyor.
Ama yok… onunla ilgili düşündüklerim… Söylenmez şimdi…
İki milyar üç yüz elli iki milyon üç yüz elli iki bin üç yüz elli iki kere dolaşılmış bir galaktik yörünge düzleminin kara deliğe yakalanma ihtimali… Evet ve beynimizin düşüncelerinde bir indirgemecilik eğilimi…
Bu durumda varoluşun bir karekökü olabilir mi?
Ben… Onu düşünmekten utanıyorum… Düşünüce çünkü… Düşüncelerim tenine değiyor gibi oluyor…
Ayaklarım yerden kesiliyor ve galaksinin köşesinde bekleyen hain kara deliğin ışığı yutuşu gibi bir ayıp üzerime çörekleniyor.
Zaten üzerime bir o çöreklenmiyor.
Gece olunca … Karanlık bütün isimleri yutarak bana geliyor.
İsimleri yutmak ne demek açıklayamam.. Çünkü o zaman bütün yüzler birbirine benziyor. Siyah gözlüklerinin bile gizleyemediği, kısa hançerler gibi çekik gözleriyle, siyah elbiseli Japonlar, bahçeden sökün ediyor. Hayır tek bir ağaç gölgesinden çıksalar belki oyunumun lazer topuyla hepsini indiririm.. Ama engelleri aşıp geliyorlar. Sırtlarından kılıçlar çıkarıyorlar.
Beni istiyorlar biliyorum. Çünkü onarlın firmasın rakip bir program yazdım. Evreni ters döndürecek bir program yazdım!
Bakkal Ahmet Amca’nın dükkânının önünden ne zamandır geçemiyorum, ona çok borcum vardı, acaba annem ödemiş midir? Ya o? Annemden saklı bira içtiğimi ona söylemiş midir? Bunu düşününce daha da korkuyorum. Hayır elbette annem öfkeli biri değildir.
Biliyorum, benim iyiliğimi istiyor. Sırf onun için odamdaki Bruce Lee posterlerini kaldırdı, sırf, korkmayayım diye… Sırf… Sırf niye hakikaten? Yoksa aslında Bruce Lee’yi mi sevmiyordu? Halbuki ben Bruce Lee seyredince korkum geçiyor. O zaman eli kılıçlı Japon’lardan korkmuyorum! Bir filminde kılıçlı adamı çıplak elleriyle yenmişti. Ben de yapabilirim, biliyorum!
Ama… Hemşireler beni bırakmıyor. Halbuli hiç birine zarar vermedim. Aslında hepsini seviyorum. Tombul Necla Abla çok neşeli… Sıska Burcu biraz hesaplı ama gene de iyi sayılır. Bücür Nergiz çok havalı… Ben Nazlı’yı hep bir hemşire olarak hayal ediyorum… Ha! Unutmadan söyleyeyim, onu hemşire olarak hayal edince de korkum biraz geçiyor.
Onu düşününce… Sanki başımı dizlerine koyuyorum.. O beyaz elbisesiyle beni koruyor.. O beyaz giyince gecenin karası kenarda duruyor. Gecenin karası kenarda durunca Japon’lar da geride duruyor.
Ben hep geride kaldım aslında… Bütün fizik sorularını doğru yaptım ÖSS’de… ÖSS bir Japon gizli örgütü gibi göründü nedense? Japon’lar kötü^inanlar değiller elbette ama.. Mutlaka biri benim uzay projemi duymuş olmalı! Biri mutlaka Galaksiyi ters döndürecek algoritmayı yazdığımı duymuş olmalı! Basri söylemiştir garanti! Ağzında bakla ıslanmaz zaten onun! Ya sana ne arkadaşım, benim astrofizik kuramlarımdan?! Git kız tavla, tavla, okey oyna!
Ben sana soruyor muyum, eski Bentderesi’nde ne yapıyorsun diye?
Gökyüzüne seksen sekiz bininci kere baktım. Sanırım yıldızlardan biri kaymış! Bu garanti Japon’ların işdiir! Eminim şu anda da beni dinliyorlardır. Eş rezonans eğrileri kuramımı çaldıkları yetmiyor gibi ir de düşüncelerime sondaj yapıyorlar! İki kere beş bin altı yüz elli iki! İşte bu! İşte görünmeden hava sahamzıdan nasıl geçtiklerini sırı bu! Yoksa bizim kahraman pilotlarımız onları yere sererdi! Ama Sparow füzeleri artık eskidi! Ve işin kötüsü, bunu Japon’lar da biliyor!
Nazlı burada olsaydı, Nazlı burada olsaydı, Nazlı burada olsaydı, Nazlı burada olsaydı, Nazlı burada olsaydı, Nazlı burada olsaydı, Nazlı burada olsaydı, Nazlı burada olsaydı, Nazlı burada olsaydı, Nazlı burada olsaydı, Nazlı burada olsaydı, Nazlı burada olsaydı, Nazlı burada olsaydı…
Merak etme Nazlı, adını saklıyorum… Adını bilmelerine imkân yok! O kılıçlarla doğrasalar da beni, adını söylemeyeceğim onlara. Beni nasıl iyileştirdiğini söylemeyeceğim!
Ah! Gene o karanlık oyuyor beynimi. Burgu gibi bir karanlık bu! Çaresizim. Ah! Başım nasıl ağrıyor! Belki Japonlar beni baş ağrılarımdan kurtarmak için geliyorlardır? Belki.. Kafamı kestiklerinde başımın ağrısı geçer? Elbette geçer! Bilincim kesintisiz olduğuna göre?
Gene de… Ahhh! Nasıl ağrıyor başım nasıl! Bu gece kim nöbetçi? Necla Abla olsa bana istediğim kadar ağrı kesici verirdi. Ahh1 bu baş ağrısı! Beynim.. Aaaah1 karanlık işte ben böyle zayıfladığımda giriyor kafamın içine.. Beynimin bütün kıvrımlarını zift gibi dolduruyor! Düşüncelerimi boğuyor! Bütün adları kaybediyorum… Konuşmak isti.. Konuş… Ko…
Nazlı, Nazlı, Nazlı, Nazlı, Nazlı…
Bü… keli… ben… ne… All… ?
Kapı hızla açıldı.. Hemşire bankosunun eskimiş sarı ışığı açık kapıdan odaya doldu. Hemşire, pijamasının yakasını açtı, bir sakinleştirici iğne yaptı.
- Senin bu baş ağrın, ah senin bu baş ağrın Kudret! Kim o kız bir bilsem… Eversek de kurtulsak mı senden nedir, bilmem ki?
“ Necla Ablaymış… Çok tatlı kadınsın sen Necla Abla.. Bak… kelimler geri döndü.. gerçi buharlaşıyorlar gibi amma…”
….
Gözünün önünden beyaz bir kız tebessümü geçti, ayakları bir kere daha yerden kesildi… Sanki beyaz bir kızın dizlerinde yatıyordu…
Afşar ÇELİK 02/02/2010 VAN






- Deli midir, nedir, bırakın gitsin yahu!
“Gözlerimi açtığımda gece oluyor…
Siklamen Günlükleri: Bir Akşam Kapımdaki Tuhaf Şiddetin Hikâyesi